Karanlığın Fısıltısı


Küçük bir Anadolu kasabasında, karanlık ve soğuk bir kış gecesi tüm kasabaya çökmüştü. Hava, kar taneleriyle doluyken, eski taş evlerin bacalarından tüten dumanlar kasabaya huzur veriyordu. Ancak, yeni doğum yapmış olan Emel için bu huzur çok uzaktı. Emel, kucağında minik bebeğiyle yatağında oturuyor, dışarıdaki karanlığa bakıyordu. İçindeki huzursuzluk, doğum sonrası yorgunluğuyla birleşerek kalbini sıkıştırıyordu.

Annesi, Emel’e yıllardır anlatılan Al karısı hikayelerini hatırlatmıştı. Al karısının, lohusa kadınları ve bebeklerini hedef aldığı, onların ruhlarını çaldığı söylenirdi. Bu korkunç varlık, özellikle geceleri ortaya çıkardı. Emel, bu hikayelere inanmasa da, içindeki tedirginlik onu rahat bırakmıyordu.

O gece, annesi ona birkaç tılsım bırakmıştı: Yastığının altına bir bıçak koymuş, kapının eşiğine kırmızı kurdele bağlamış ve Emel'in başucunda dua kitapları bırakmıştı. Emel, annesinin bu önlemlerinin yetersiz olduğunu düşünerek, gözleri kapanana kadar bebeğini kucağında tutmaya karar verdi.

Saat gece yarısını geçtiğinde, Emel’in gözleri ağırlaşmaya başladı. Uykunun sınırında, dışarıdan gelen ince bir uğultu duydu. Uğultu giderek belirginleşti ve bir kadın sesi haline geldi. Ses, ince ve tüyler ürperticiydi. Emel, korkuyla bebeğini daha sıkı kavradı ve gözlerini açmaya çalıştı ama göz kapakları taş gibi ağırdı.

Aniden, odanın köşesinden gelen soğuk bir rüzgar esti ve odanın içi bir anda buz gibi oldu. Emel, gözlerini zorla açtığında, odanın karanlık köşesinde kırmızı pelerinli bir kadın silueti gördü. Bu, Al karısı olmalıydı. Kadının yüzü belirsizdi, ama gözlerindeki şeytani parıltı, Emel’in kanını dondurmuştu.

Emel, hareket edemiyordu. Al karısı, yavaşça ona doğru yaklaştı ve kısık bir sesle, "Ruhunu istiyorum..." diye fısıldadı. Emel’in gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı, dua etmeye çalıştı ama sesi çıkmıyordu. Kadın, elini Emel’in bebeğine doğru uzattı.

Tam o anda, Emel'in başucunda duran dua kitabı yere düştü ve odanın içi parlak bir ışıkla doldu. Al karısı, ışığın etkisiyle geri çekildi ve acı dolu bir çığlık attı. Işık, odanın her köşesini kapladı ve Al karısı kayboldu. Emel, bir an için rahatladığını hissetti ve gözyaşları içinde bebeğine sarıldı.

Sabah olduğunda, annesi odaya girdiğinde Emel’i bebeğiyle sıkıca sarılmış halde buldu. Emel, gece olanları anlattığında annesi, dua kitabının mucizesine inandı ve daha da dikkatli olmaları gerektiğini söyledi. O günden sonra, Emel ve bebeği için dualar ve tılsımlar eksik olmadı. Kasaba halkı da, Al karısının geri dönebileceğini düşünerek, geceleri dua etmeye devam etti.

Emel, o geceden sonra bir daha Al karısını görmedi. Ancak, her karanlık gece, içindeki korku ve gerilimi hatırlatarak, ona ve kasaba halkına Al karısının varlığını unutturmadı. Kış geceleri, artık sadece soğuk ve karanlık değildi; aynı zamanda gizemli ve tehlikeliydi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tersine Dünya

Kehanet

Kaderin Labirentinde